EDİRNE Açık 30°C   TEKİRDAĞ Çok Bulutlu 23°C   KIRKLARELİ Açık 24°C   ÇANAKKALE Çok Bulutlu 23°C 

Cuma Sohbetleri
AĞAÇ VE ÇEVRE
09 Şubat 2018 Cuma
  / / TÜM YAZILARI » 

Enes b. Malik’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulüllah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Bir Müslüman ağaç diker veya ziraat yapar da ondan bir kuş, insan veya hayvan yerse, bu yediği kendisi için bir sadaka olur."

(Buhari, Hars ve Müzaraa, 1; Müslim, Müsakât, 10.

Hadisin metni Sahih-i Buhari’ye aittir. Sahih-i Müslim metninde ise sadakanın “kıyamet gününe kadar” cari olacağına dair bir kayıt vardır.

(Müslim, Müsakât, 10.)

“Çalma” ve “eksiltme” ayrıntısı da yine başka bir Müslim hadisinde vardır: “Herhangi bir Müslümanın diktiği ağaçtan yenen şey, onun için sadakadır. Çalınan ve eksiltilen şey de onun için sadaka yerine geçer.”

(Müslim, Müsakât, 7.)

Hadiste geçen “kıyamet gününe kadar” ifadesi, “çok uzun bir süre”, “ağaç ve ekinden yararlanıldığı sürece” veya “o ağaç ve ekinden yeni ağaç ve ekinler

üretildikçe onlar da aynı hükme dâhildir” şeklinde yorumlanır. “Sadaka” ise “sevap için hibe olunan maldır” diye tarif edilir.

(Mecelle, madde: 835.)

Ebu’d-Derda (r.a.) Şam’da ağaç dikerken yanına birisi yaklaştı ve “Sen, Hz. Peygamber’in dostu olduğun halde, ağaç dikmekle mi meşgul oluyorsun?” diyerek gördüğü hali yadırgadığını ifade etti. Ebu’d-Derda (r.a.) adama şu cevabı verdi: “Acele edip hemen hakkımda hüküm verme! Ben Rasulüllah’ı (s.a.s.) şöyle buyururken işittim: ‘Bir kimse ağaç diker de ağacınmeyvesinden

herhangi bir insan veya yaratık yerse, bu yediği o ağacı diken için sadaka olur.’”

(Ahmed b. Hanbel, VI, 444.)

Bu hadisler, ağaç-çevre ilişkisinin önemsenmesi gerektiğini gayet açık bir şekilde ifade eder. Yine hadislerin öğrettiği ilke ve esaslara göre, insan olsun hayvan olsun canlılara yapılan her türlü iyilik, merhamet ahlakını gösteren ve cennete götüren erdemli bir davranıştır.

(Buhari, Şürb, 9; Müslim, Selam, 153.)

Aç susuz bırakıp acı çektirerek öldürmek ise cehenneme sevk eden büyük günahlardandır.

(Buhari, Enbiya, 54; Müslim, Selam, 151.)

Öte yandan, kabristanın yanından geçen Rasul-i Ekrem’in, “Bu ikisi kendilerince büyük olmayan birer günahtan dolayı azap görüyorlar. Evet, aslın

-da (günahları) büyüktür. Biri kovuculuk yapardı. Diğeri ise idrarından sakınmaz, iyice temizlenmezdi.” diyerek kabir azabına maruz kalan iki kişinin

halini haber verir ve yaş bir hurma çubuğu isteyip  ikiye ayırdıktan sonra, “Bunlar yeşil kaldıkça belki azapları hafifler.” buyurarak o iki kabrin

üzerine diktiği bilinir. Buhari bu hadisi önce abdest konusunda, “İnsanın bevlinden sakınmaması, büyük günahlardandır.” anlamına gelen bir başlık

(Vudû, 55.) altında, sonra da cenaze konusunda “kabrin üzerine hurma çubuğu”

anlamına gelen bir başlık (Cenaiz, 82.) altında zikreder. O, ikinci konu başlığı

altında Horasan bölgesinde sahabeden en son vefat etmiş olan Büreyde b. Husayb el-Eslemi’nin kabri üzerine iki hurma çubuğunun dikilmesini istediğine dair vasiyetini de zikreder.Öyle anlaşılıyor ki, Rasul-i Ekrem’in ve onu örnek alan ashab-ı kiramın bu uygulamaları, günahkârlara karşı duyulması gereken merhamet vurgusu yanında kabristanın ağaçlandırılması ve yeşillendirilmesi için bir teşvik niteliği taşımaktadır.

Ayrıca çevre boyutunun gözetilmesinde, park ve bahçe kültürünün geliştirilmesinde, ağaçlandırma, yeşillendirme, çimlendirme ve çiçeklendirme

işlerinde, yamaçlarda ve dağ başlarındaki bitki türlerinin getirilip yaygınlaştırılmasında, ağaç, ekin, meyve ve sebze türlerinin ıslahında emeği olan herkes için bir sevap yazılır. Zira bu faaliyet, aşırıya kaçılmaması ve israftan kaçınılması şartıyla iyi bir çığır açmak demektir. Tam tersi bir faaliyet ise, yani zararlı veya yasak bir ekim-dikim çığırını açan, mevcut yeşili yok eden veya dikili ağacı kesen de hak ettiği cezayı görür. Ataların “Yaş kesen baş keser” sözü, bu kötü çığırın vahim akıbetini anlatır.

Günümüz dünyasında insanoğlunun maruz kaldığı en büyük sıkıntılardan birisi çevre problemidir.

Ne yazık ki, bu problemi üretip huzur ve emniyeti yok eden, ekini ve nesli helak eden (Bakara, 2/205.)genetik müdahalelerle fıtratı değiştiren, karada ve denizde fesat çıkarıp ekolojik dengeyi bozan da yine modern insandır.

Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu. Böylece Allah,

dönüş yapsınlar diye işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.”

(Rûm, 30/41.)

Her türlü fesat hareketine rağmen ekolojik dengeyi

korumak, huzur ve emniyeti sağlamak, görev ve sorumluluk bilincine sahip olan müminin elindedir. Esasen dünyayı imar etmek ve onu her bakımdan

yaşanabilir kıvama getirmek, bir Müslüman için varoluş sebebi ve yaratılış hikmeti demektir. Zira Kur’an-ı Kerim, muhatabını yeryüzünü imar ve ıslah ederek orada bir medeniyet kurmakla yükümlü tutmaktadır: “Sizi yerden/topraktan yaratıp geliştiren ve orayı mamur kılmanızı isteyen/sağlayan

O’dur.”

(Hûd, 11/61.)

Keza bu konuda akarsuların israf edilmemesi, hayvan ağıllarının su havzalarından uzak tutulması, su kaynaklarına, meyveli ağaçların altlarına, gelip geçilen yollara ve canlı varlıkların gölgelendikleri yerlere abdest bozulmaması gerektiğine dair pek çok hadis vardır. Yine sahih bir hadis-i şerifin ifadesiyle, “kıyamet kopmak üzereyken bile eldeki fidanın

dikilmesi”nin talep edilmesi, işin önemini kavratıp çevre bilinci ve duyarlılığı oluşturmaya yönelik olmalıdır. Bir yerde bu talep, elindeki taşı gediğine

koyma çabası, yapılan işin meyve vermesi, ecir ve sevabın er geç görülmesi demektir.

Hadisten Öğrendiklerimiz

Canlı varlıkların yararlanması için yeşil bir çevre oluşturmak üzere ağaçlandırma faaliyeti bir sadaka-i cariyedir.

●İnsanın içinde bulunduğu ve içinde yaşadığı mekân olarak çevre, maddi ve manevi açıdan nezih bir ortam olmalıdır.

●Bir Müslüman için sadaka, dünyevileşme yüzünden kirlenen ruh dünyasını

tezkiye işlevi görür.

SAĞLIK EN BÜYÜK NİMET

Allah Resulü sağlığın kıymeti ve önemi hususunda birçok tavsiyede bulunmuştur. Özellikle insanların sıhhatlerinin kıymetini takdir etmeleri anlamında, “İki nimet vardır ki insanların çoğu (onları değerlendirme hususunda) aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.” buyurmuş, hastalık gelmeden önce sağlığın kıymetini bilmek gerektiğini söylemiştir. Bu bağlamda, “Yedi şey gelmeden önce (salih) ameller işlemede acele edin! Ne bekliyorsunuz? Her şeyi unutturan yoksulluğumu, azdırıp saptıran zenginliğimi, sıhhati bozan hastalığımı, bunaklaştıran ihtiyarlığımı, ansızın geliveren ölümümü, beklenenlerin en şerlisi olan Deccâl'imi? Yoksa kıyametimi? Ki kıyamet (hepsinden) daha dehşetli ve daha acıdır.” şeklindeki nebevî uyarı son derece dikkat çekicidir.

Resûl-i Ekrem, “Allah'tan, afiyet istenmesinden daha çok hoşuna giden bir şey istenmemiştir.” buyurmuş, sağlık ve afiyet hususundaki talebini dualarına da yansıtmıştır. Meselâ bunlardan birisi, “Allah'ım, bedenimi, gözlerimi ve kulaklarımı koru!” şeklindeki duasıdır. Arka arkaya üç gün duanın en faziletlisini soran bir kişiye de cevap olarak, “Rabbinden dünya ve ahirette lütuf ve afiyet iste.” buyurmuş ve eklemiştir: “Bu iki değere sahip olduğunda dünya ve ahirette kurtuluşa erersin.”

Hz. Peygamber, Müslüman olanlardan bazılarına, önce namaz kılmayı, ardından da şu duayı öğretirdi: “Allah'ım, beni bağışla, bana merhamet eyle, beni dosdoğru yola ilet, bana sıhhat ver ve beni rızıklandır!” Hz. Ömer'in oğlu Abdullah da hastalık için sağlıktan vakit ayırmayı yani sağlıklı iken hastalanabileceğini düşünerek sıhhatli ânı değerlendirmeyi, ölüm için de hayatta iken hazırlık yapmayı tavsiye etmiştir. Hz. Peygamber söz konusu hassas dengenin özünü, bir oturmada zenginlik hakkında yapılan yoğun tartışmalar üzerine şu sözleriyle açıklamıştır: “Takva sahibi bir kimse için zenginliğin sakıncası yoktur. Ama takvalı kimse için sağlık, zenginlikten; gönül hoşnutluğu da diğer nimetlerden daha hayırlıdır.”

Allah'tan sağlık ve afiyet istemek güzel bir davranış olduğu gibi verilen bu nimetler için şükrederek hastalık ve musibet anlarında sabır göstermek de yapılması gereken bir davranıştır. Çünkü şükretmek, Allah'a inanmanın bir gereği olduğu gibi verilen nimetin devamı için de önemlidir.

Kutlu Nebî'nin öğretisinde insanın her anında sağlık ve afiyet yönünde çaba göstermesi esas olmakla birlikte, kişinin başa gelen hastalık ve musibetlerden dolayı isyan etmemesi ve bu durumlarda Allah'a bağlılığını ifade etmesi gereği de vurgulanmıştır. Peygamber Efendimiz sıkıntı hâlinde sabredenler için, “Müminin başına bir sızı veya bir meşakkat, bir hastalık, bir hüzün, hatta kendini üzen bir keder gelirse bunlar onun günahlarına kefaret olur.” buyurur. Yine Hz. Peygamber, müminin şükür ve sabır hâlini şöyle anlatır: “Müminin durumu ne ilginçtir! Her hâli kendisi için hayırlıdır. Bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına sevinecek bir hâl geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı gelecek olursa ona da sabreder; onun için bu da hayır olur.”

Kur’an-ı Kerîm'de insana sağlık ve afiyet verildiği gibi dert ve sıkıntıların da verilebileceği, bunun neticesinde bazı insanların ümitsizliğe kapılarak nankörlük gösterdikleri, bazılarının ise sabredip salih amel işlemeye devam ederek Allah'ın mağfiretine kavuşacakları belirtilmektedir.

Peygamber Efendimiz, tarih boyunca en büyük sıkıntıların peygamberler ve salih insanlar tarafından yaşandığını haber vermiştir. Ancak bu durum onlarda ümitsizliğe, yılgınlığa ve isyana yol açmamıştır. Bu örnek insanların bela, musibet ve hastalıklara birer imtihan gözüyle baktıkları Kur'an'da anlatılmaktadır. Söz gelimi Eyyûb Peygamber'in başına bir dert geldiği ve bu derdinden dolayı, “Rabbim, bana zarar dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin.” şeklinde, şikâyet etmeden, hayâ ile dua ettiği belirtilmektedir. Rivayetlerde Hz. Eyyub'un hastalığının on sekiz yıl sürdüğü ve bu süre içinde iki kişi hariç bütün akraba ve arkadaşlarının onu terk ettiği anlatılmaktadır. Onun hastalıklara karşı sabır ve metanetini Allah Teâlâ şöyle övmektedir: “Biz onu sabredici bulduk. Ne iyi kuldu o! Gerçekten Allah'a yönelirdi.” Yine Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Eyyub'a mükâfat olarak şifa verilip dertlerinden arındırıldığı haber verilmektedir.

Allah, ölümle sonuçlanan hastalıklara yakalananlara da kendi katında büyük mükâfat verecektir. Nitekim hadislerde doğum esnasında vefat eden kadınların, boğulanların, yananların, karın ağrısından ve vebadan ölenlerin şehit mertebesinde olacakları bildirilmiştir.

 Bunun için insanlar, sağlık ve afiyetin değerini bilerek hareket etmeliler, hastalığın da Allah'ın bir imtihanı olduğunu unutmamalıdırlar. Herhangi bir hastalığa yakalandıklarında müminler, “Her hâlükârda Allah'a hamdolsun!” diyerek Kutlu Nebî'ye tâbi olacaklardır.

NOT: Bu yazı Hadislerle İslam adlı eserin 4.cildinden istifade edilerek hazırlanmıştır.

Bu yazı (1028) defa okundu.
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
YAZARLAR
Beyazıt Sansı
GALATASARAY’IN ŞAMPİYONLUĞU VE!?..
İ. Melih Yurduseven
CHP ADAYINI AÇIKLADI…
Enver Şengül
RAMAZAN TURİZMİ VE SELİMİYE HARABESİ
Muammer Oytan
NİYET VE AMEL
Cuma Sohbetleri
YARATILANI HOŞ GÖR, YARATAN’DAN ÖTÜRÜ
Dilara Pınar ARIÇ
SEÇİMLERİMİZ HAYATIMIZI BELİRLER
Ebru Güven
FAİZLER DÜŞTÜ EV FİYATLARI YÜKSELDİ
RABİA KUŞ
Merhaba...
UMUT POYRAZ
ÇOK OKUNANLAR

Eşini keser ile öldürdü

Başbakan müjdeyi verdi

Pazar günü ne elektrik ne su olacak

Aday adayları kendini tanıttı

8 saat elektrik olmayacak!

Eski bakan Edirne’yi unutmadı

Trafik kazası can aldı

ADAYLAR AÇIKLANDI

Anesteziyle ilgili doğru bilinen 11 yanlış

Okulları bugün dışardaydı

Süpürge ve küreklerle protesto ettiler

80’lik dede cezaevinde

Provokasyon falan yok!

Köy muhtarlarının sorunları çözülüyor

Trafik kazası, 1 yaralı

YAZARLAR

SAĞLIK

YAŞAM

EKONOMİ

POLİTİKA

FOTO GALERİ

ANKET
SPOR

GÖRDÜKLERİMİZ DUYDUKLARIMIZ

KÜLTÜR & SANAT

EĞİTİM

VİDEO GALERİ

E-GAZETE
EDİRNE

TEKİRDAĞ

KIRKLARELİ

ÇANAKKALE

TÜRKİYE
Reklam

Künye

İletişim

RSS


sanalbasin.com üyesidir
xx